11 Mayıs 2013 Cumartesi

Hastalık


                                                 Hastalık 


İlk hastalığa yakalandığım gün moralim çok bozulmuştu. Nede olsa eskisi gibi değildim. Ve acıların artık beni ağlatacağı, düşündüreceği, ve hayal kurduracağı anları hissetmeye başlarsın. Herkes ilgi gösterir seni   " merak etme düzeliceksin " derler. Bir an sevdiklerin pervane olur etrafında onların bu ilgisi seni umutlandırır. Sonra tedaviye başlanır, artık o bana haftada 3 gün benim kolumu acıtacak olan iğneler adeta canımı yakarak yavaş yavaş koluma saplanır. Zor gelir canın yanar ağlarsın niye ben dersin bir an ne zaman bitecek bu acılar dersin. Cahillik zaten diz boyu hamlıktan erginliğe doğru yürürsün ,halbuki acı çektikçe  büyür insan düşünür umut eder yarınlarım daha güzel olacak der. En güzeli ALLAH'a hamd etmenin güzelliğini yaşar. Bazen bir hastalık bazen bir musibet insanı kendine getirir. ALLAH kulum kendine gel der bu Rabb'imizin şefkat tokadıdır. Bizi uyandırır ki insanları , hayatı, yaşamayı , doğayı , ve en güzeli vermiş olduğum nimetleri gör,tanı ve şükür et der adeta.  Haftalar geçer biraz kendine gelirsin. Sevenlerin ziyaret eder memnun olursun, bazen duygulanırsın sağlıklı günlerini ve sevdiklerinde geçirdiğin o anıların gelir aklına duygulanıp ağlarsın. Ağladıkça açılırsın içindeki umutları paylaşırsın. Ama gün gelip bitecek dediğin hastalığın geçmez ve bir an karamsarlığa düşersin huyun değişir bazen, kabullenmez sin  Hastalığı'na hani dersin kaç yıl oldu. Hani benim umutlarım nerede dersin ağlarsın bazen gizli gizli ,çareyi her zamanki gibi dua da bulursun. ALLAH'ım şifa ver ya Rabbim dersin. Ağladıkça umut eder ALLAH' tan hakkımda hayırlısını ver dersin. Yıllar artık seni olgunlaştırmaya başlar alışırsın. Buda geçer der gözyaşını siler yeniden umutlanırsın. İnşallah sözünü hep söylersin. Unutursun hastalığının sana verdiği acıları , adeta arkadaşınmış gibi gelir bağlandığın makina ,ve olacak bir gün diye hep hayal eder ,ALLAH,a  hep şükreder verende O , alanda O dersin. Tedavi devam eder zaman gelip geçer, eskisi gibi olacağım ben hasta değilim dersin. Kendine gelip bazı şeyler yaparsın hastane ile ev arası çizgiden çıkıp ben kendimi geliştirmeliyim der hayata sımsıkı bağlanırsın. Ailen 3 ise dört olursun onlar için yaşamalıyım dersin bırakamazsın artık kendini . Ailen için yaşarsın ve ALLAH,ım beni aileme ve sevdiklerime bağışla dersin. Ölümü hep düşünür ALLAH'a kul gibi yaşamaya devam eder kaderine razı olursun. Sonsuz şükürler olsun Rabbim sana verdiğin nimetler için, sağlık , sıhhat ve afiyet ver. 

Not: bu yazımı Diyaliz seansında yanıma yeni bir hasta geldiğinde ilk hasta olduğum gün hatırıma geldiğinde yazmıştım :-)

Gülebiliyorsak ve ALLAH'a şükür edebiliyorsak hayattan zevk alıyoruzdur. 

Bu yazımı okuyanlara Rabbim sağlık versin.
                                           Aytaç Alca  (aytac2020)





29 Nisan 2013 Pazartesi

ZEMZEM SUYU !


Zem Zem suyunu Turnusol kağıdı ile test ettim.

Annem Nisan ayının ilk haftasında Umreden geldi. 10 günlük Umre ziyareti sonrası bizlere hediye ve benim için çok değeri olan ZemZem suyunu getirdi. Sayın Kemal Milar beyden edindiğim ve öğrendiğim bilgilerden sonra Zem Zem suyunun ph oranının yüksek olduğunu ve daha evvelden edindiğim bilgiler doğrultusunda Zem Zem suyunun ne kadar sağlıklı ve şifa verici olduğunu öğrenmiştim. Bende hem kendi kullandığım Sodyum Bikarbonat testimi ve ZemZem suyunun testini yaptım. Resimde gördüğünüz Turnusol kağıdı ile yapmış olduğum PH testidir. sağdaki Zem Zem suyunun , soldaki ise benim tükürük testimdir. Gördüğünüz gibi sağdaki mavi renkli turnusol kağıdının rengi hiç değişmedi . Benim kullandığım Bikarbonat seviyemde fena değil.
Aradaki farkı görmüş olup sayfamın değerli ziyaretçileri ile paylaşmak istedim. Ayrıca sizlere ZemZem suyunun hikayesini paylaşmak istedim.



Hz. İbrahim (a.s.), Cenab-ı Hakkın emri üzerine hanımı Hacer validemizi ve henüz süt emmekte olan oğlu Hz. İsmail'i bugünkü Zemzem kuyusunun bulunduğu yere bıraktı. O tarihte Mekke'de hiçbir insan yaşamıyordu. İçecek su da yoktu. Hz. İbrahim, hanımı ve oğlu için biraz hurma ve bir miktar da su bırakarak oradan ayrıldı. Yiyecek ve içeceğin bulunmadığı bu ıssız yerde kalmak Hz. Hacer'e çok zor geldi. Ancak, kendilerini oraya bırakmasını Hz. İbrahim'e Cenab-ı Hak emrettiğine göre düşünmek yersizdi. Çünkü, rızkı veren Allah elbette kendilerinin durumunu da görüyordu.

Bir müddet sonra Hz. İbrahim'in bıraktığı su bitti. Hz. İsmail ağlamaya, su istemeye başladı. Annesi ne yapacağını şaşırdı. Süt yok ki emzirsin, su yok ki içirsin. Hz. İsmail'in ağlamalarına daha fazla dayanamadı. Safa Tepesine çıktı. Birini görebilmek ümidiyle sağa sola baktı. Kimseyi göremeyince de Safa ile Merve arasında koşmaya başladı. Yedinci defa Merve'ye çıktığında bir ses işitti. Zemzem Kuyusunun yanında Hz. Cebrail'i gördü. Cebrail (a.s.) kanadıyla (bir rivayette ayağıyla) yeri kazıyordu. Nihayet su göründü. Hz. Hacer buna çok sevindi. Suyun aktığını görünce, “Dur, dur” manasında “Zem zem” dedi ve su akmasın diye önünü kesti, havuz gibi yaptı. Bir taraftan da testisini dolduruyordu. Suyu aldıkça yerinde kaynıyordu. Testisi dolduktan sonra sudan içti ve Hz. İsmail'i emzirmeye başladı. Bu arada Cebrail (a.s.), Hacer'e hitaben:

“Sakın, ‘Helak oluruz, zarara uğrarız' diye korkmayın. İşte şurası Beytullah'ın (Kabe'nin) yeridir. O beyti şu çocukla babası yapacaktır. Muhakkak ki,  Cenab-ı Hak o işin ehlini zayi etmez” dedi.

(1) - İşte, Zemzem Kuyusunun ortaya çıkması bu şekilde oldu. Hz. Hacer suyun önünü kesmeseydi ve onu kendi halinde bıraksaydı, bu su bir ırmak olacaktı. Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadislerinde bu hakikati şöyle beyan buyurur:

“Allah, İsmail'in annesi Hacer'e rahmet etsin. O, Zemzem'i kendi haline bıraksaydı veya avuçlamasaydı; muhakkak Zemzem akar, bir ırmak olurdu.”

(2) -  Zemzem, çok mübarek ve gıdalı bir sudur. Hz. Hacer ve Hz. İsmail, uzun müddet yemek yemeden bu suyla idare ettiler. Bir hadiste Peygamber Efendimiz Zemzem'in bu hususiyetine işaret etmiştir.

(3)  - Bir diğer hadiste de “Zemzem ne niyetle içilirse ona şifa olacağı” buyurulmuştur.

(4) -  Zemzemin ayakta içilmesi meselesine gelince:

İbni Abbas'tan (r.a.) gelen bir rivayette, Peygamberimizin, Zemzem suyunu ayakta olduğu halde içtiği rivayet edilir. İbni Abbas şöyle der: “Ben Resulullaha (a.s.m.) Zemzem ikram ettim, ayakta içti.”

(5) -  Bilindiği üzere Peygamberimiz bir hadislerinde ayakta su içmeyi yasaklamıştır.

(6) -   Bu itibarla, hadis alimleri bu farklı rivayetleri birleştirmişlerdir. Sahih-i Müslim Şarihi Nevevi, bu iki farklı hadis hakkında şöyle der:

“Bu hadislerdeki yasaklama tenzihen mekruh şeklindedir. Ayakta su içmenin caiz olduğunu beyan içindir.” İmam Suyuti Hazretleri de, Peygamberimizin (a.s.m.), Zemzemi ayakta içmesini şöyle izah eder:

“Resul-i Ekremin (a.s.m.) Zemzemi ayakta içmesi, ayakta su içmenin caizliğini açıklama manasındadır.” Hanefi alimleri, İbni Abbas'ın rivayet ettiği hadise dayanarak Zemzemi ayakta içmenin müstehaplığına hükmetmişlerdir.

2 Nisan 2013 Salı

Başka bir alternatif tedavi - GERSON


 - Alternatif tedavi Gerson -
okuduğum bir yazı gerson tedavisi hakkında 



TELEVİZYONDA bir programa konuk olarak katılan gastroenteroloji uzmanı hekime spiker soruyor: "Ortalama olarak bir insanın midesi ne büyüklüktedir?" Doktor yanıtlıyor: "Kişiden kişiye değişmekle birlikte genelde bir insanın kendi yumruğu kadardır. Fakat yedikçe esneme özelliğine sahiptir."
Okuduğum kitabı bir kenara bırakıp elimi yumruk yaparak bakıyorum. İrice bir elma büyüklüğünde. Doktor konuşmasına devam ediyor: "Normalde bir seferde yememiz gereken ölçü iki avucunu bir araya getirdiğinde içine alabilecek tepeleme miktarı geçmemeli."
Sonra iki avucumu bir araya getirip tekrar bakıyorum. Türk geleneklerine göre bir akşam yemeğinde, hele de iftar sofrasında yediklerimizi hayalimde avucumun içine sığdırmaya çalışıyorum. Önce bir tas çorba. Ohoo avucum çoktan doldu. Sonra üzerine etli bir yemek, pilav, patates ya da makarna, yanında salata ve zeytinyağlı...
Mide gerildi ama daha sırada tatlı var. İki dilimcik baklava, belki de muhallebi. Şimdi bunun üzerine güzel bir de çay içilir. Çayın yanında ufacık bir kurabiye de hiç fena olmaz. "Artık yeter" raddesine geldikten sonra televizyon başına geçilir. Mide çatladı çatlayacak ama meyveler de pek tazeymiş. Hem iyi gelir, yediklerini bastırır, dizi seyrederken yediğini bile fark etmezsin.
Bir dilim karpuz, biraz üzüm, biraz kiraz. Bütün bunları düşünürken hâlâ avucuma bakıyorum. Ne bir avucu, ne iki avucu... Bu yiyecekler dört avucu doldurur da taşar bile. Ama olsun, "Can boğazdan gelir" demiş atalarımız. Ya sonra ne olur? Bir süre sonra kendini iyi hissetmediğin bir gün doktora gidersin.
Diyabet, gut, damar sertliği, kanser gibi hep başkalarında duyduğun ama kendine hiç yakın etmediğin hastalık ismi kendi isminin altına teşhis olarak yazılıverir. Hastalığın gerçek sebebi ister genetiksel, ister stres her ne olursa olsun bütün bu hastalık için her doktordan aynı tavsiyeyi duyarsın: "Dengeli beslenme ve spor şart. Daha çok sebze ve meyve ağırlıklı yiyecekler bundan sonraki beslenme tarzını oluşturmalı."
Doktor tavsiyelerini takiben eş dost sohbetlerinde devreye "yiyeceklerde hormon, organik gıda, sentetik boyalar, genleriyle oynanmış yaratık tavuklar" gibi konular girer. Kafan allak bullak, sağlık alarm zillerinin hepsi aktif, ne yapacağını bilemez, çaresiz donakalırsın.
Kanser gibi kronik hastalıkların teşhisi konduğu anda uzman doktorların tedavisi devam ederken hastaların % 80'den fazlası modern tıbbın haricinde farklı (alternatif tıp) tedavi yolları aramaktadır. Alternatif tıp, geleneksel ve doğal bitkilerin hasta tedavisinde kullanılmasıdır. Modern tıbbın çaresiz kaldığı durumlarda devreye sokulan bu tedavi yöntemleri, para kazanmak için her türlü üçkâğıdı kullanan insanlar tarafından suiistimal edildiği için birçok hekimin şiddetle karşı çıktığı bir uygulama haline dönüşmüştür.
Hekimlere hak vermemek mümkün değil; çünkü ülkemizde alternatif tıp "kocakarı ilacı" ya da "aktarlar kültürü" dediğimiz alanda sıkışıp kalmıştır. Üzerinde yeterince bilimsel araştırmanın uygulanmamasının arkasında ise konuya ilgisizlik mi yoksa medikal dünyaya akan paranın farklı kanallara yönelme korkusu mu yatmaktadır artık orasını bilemeyiz.
Oysa 1930'larda Alman Dr. Max Gerson tarafından bulunan ve "Gerson tedavisi" olarak adı geçen tedavi, özellikle Amerika'da tıp doktorlarının kanser tedavisinde tamamlayıcı tıp olarak destek aldığı, üzerinde bilimsel araştırmalar yaptığı bir yöntem olmuştur.
Tamamen doğal beslenmeye ağırlık veren bu tedavi, ülkemizdeki birçok sanatçı ve politikacılarımızın kanser tedavisi gördüğü Amerika'daki MD Anderson Kanser Merkezi'nde de alternatif tıp olarak onkologlar tarafından uygulanmaktadır.
Gerson tedavisine şöyle bir bakıldığında, aslında hekimlerin hastalara genelde önerdikleri yeme ve yaşama tarzının bir özeti olduğu ortaya çıkar. Bu tedavi hekim kontrolünde uygulanırken en çok karşılaşılan sıkıntı, hastaların fazla yeme alışkanlıkları.
Tavsiye olarak hastaların önce bir nevi oruç tutarak midelerini dinlendirmeleri ve midelerinin normal boyutlarına geri dönmesi öneriliyor. Sanırım bu öneri sırasında hekimler "sadece bir avuç dolusu yiyecek" kuralını göz önünde bulunduruyorlar.
Ramazanı bir fırsat olarak görüp midelerimizi normal boyutlarına döndürmemiz aslında hiç zor değil. Yeter ki sofradan doymadan kalkmayı becerebilelim. Nick Cave'in çok güzel bir sözü vardır: "Beyniniz midenizin değil, mideniz beyninizin esiri olsun. Yedikleriniz bir gün sizi yemesin!"

Gerson tedavisinin ana kuralları

BU tedavi kesinlikle doktor denetimi altında vücuttaki gelişme ve değişiklikleri sürekli kontrol eden laboratuvar testleri eşliğinde uygulanıyor. Ana prensip, vücudun inanılmaz "kendi kendini tedavi" mekanizmasının doğal yiyecek ve içeceklerle son sürat devreye sokulmasıdır.
Kanser, eklem rahatsızlıkları, kalp hastalıkları, alerji gibi kronik problemlerde başarılı sonuçlar alınmış, bilimsel araştırmalara son 5 yıl içerisinde daha çok hız verilmiştir. İşte çok sayıdaki ana kurallardan sadece birkaçı:
1. Her türlü içme suyu aslında içilir nitelikte değildir. Mümkünse alkali, doğal kaynak suyu tüketilmelidir.
2. Yediğiniz sebzelerin sadece % 30'unu pişmiş, diğerlerini çiğ olarak tüketin. Pişmemiş sebze ve meyvenin taze sıkılmış suyu, vücuttaki toksik maddeleri yıkayarak bağışıklık sistemini ayağa kaldıran mucizevi bir içecektir. Hastalık anında saat başı taze sıkılmış bir bardak organik sebze ve meyve suyu içilmelidir.
3. Şekeri ve şekerli her türlü yiyeceği minimuma indirgeyin.
4. Et ve süte veda edip bir süre protein ve kalsiyum ihtiyacınızı bitkilerden sağlayın.
5. Stres yaratan kişi ve ortamlardan uzak durun.
6. Onsuz yaşamam listesine brokoliyi, kantaron otunu, C vitaminini ve selenyum taşıyan yiyecekleri, badem ve cevizi, keten tohumunu, buğday çimini, sarmısağı mutlaka ilave edin.

12 Mart 2013 Salı

Efendimizin Sünneti !


Yemeğe tuz ile başlanırsa beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde,midede mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşturduğunu ve midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önlediğini…


• Yemek yerken yerde oturarak sol ayağı katlayıp sağ ayağı karna çekerek oturulup yenildiğinde, su ile doldurulmuş balon şeklinde olan midenin çıkış kısmını kapatarak yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağ ırsaklara kaçmasını önleyeceğini ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek çok fazla yemeden kalkılacağını…

• Yemek yerken yemeğin ortasında su içildiğinde içilen suyun yenilen gıdaların sindirilmesine, gerekli vitaminlerin emilmesine katkıda bulunduğunu ve midede doygunluk hissi vererek az yemeye vesile olduğunu…

• Oturularak ve en az 3 yudumda içilen su, dil ve ağız bölgesinde daha fazla duraksadığından tükürük bezleri için gerekli olan suyun emilimini artırıp anti bakteriyel ve antioksidan etkiye sahip tükürüğün salgılanmasını artırarak ağız ve diş sağlığına katkıda bulunduğunu..

• Uyurken sağ yana dönüp yatıldığında solda olan kalbimizin daha rahat çalışmasına neden olarak, kalbi yormadan dinlenmiş bir vaziyette kalkılabileceğini…

• Tuvalete girerken sol ayakla ilk adım atıldığında kaygan olan zeminde ayağın kayması durumunda sola göre daha güçlü olan sağ ayağın düşmeyi engelleyerek vücudu dengelediğini..

• Banyo yaptıktan sonra ayaklara soğuk su dökmenin kan dolaşımını hızlandırıp sıcak sudan dolayı genleşmiş olan damarların içindeki kanın aktivasyonunu artırarak tansiyon düşüklüğünü önlediğini ve savunma mekanizmasını güçlendirdiğini…

• Kesintisiz uyunan uzun gece uykularının, damarlarda vazodilatasyona neden olduğunu, uyku ortalarında kalkıp el yüz yıkamak (ör: abdest almak) az yorucu egzersizler yapmanın (ör: teheccüd namazı) vazodilatasyonu engellediğini ve daha zinde kalkılabileceğini…

• Bütün bunların, 1600 sene evvel Peygamberimiz (sav) in yaptığı
ve ümmeti için de tavsiye ettiği sünnet-i seniyyeler olduğunu...BİLİYOR MUYDUNUZ ?

Kemoterapi ne kadar TEHLİKELİ !

Kanser, ...


Iowa Üniversitesi Kemoterapi sızdığında yada saçıldığında ne yapılması gerektiğini anlatmış. uygulanması gereken protokol:

Bu protokol doktorlar ve sağlık çalıanları için.

1) Latex eldiven giyin

2) Eğer KEMO ELBİSENİZE DÖKÜLÜRSE HEMEN ÜZERİNİZDEKİ ELBİSELERİ ÇIKARIN VE HEMEN DUŞA GİRİP İYİCE YIKANIN SABUNLANIN, İYİCE OVALANIN. KIZARMA KABARMA OLUP OLMADIĞINA BAKIN. YANMA HİSSİ OLUP 


OLMADIĞINI KONTROL EDİN!

3)BÜTÜN KESKİN OBJELERİ BİR YERDE TOPLAYIN VE UZAK DURUN

4) KAĞIT HAVLU GİBİ BİR ŞEYLE O ALANI TEMİZLEYİN

5)DÖKÜLEN ALANI ENFEKSİYON ÖNLEYİCİ BİR ŞEYLE TEMİZLEYİN MESELA CAM SİLİCİ, ALKOL, ÇAMAŞIRSUYU YADA HALI TEMİZLEYİCİSİYLE TEMİZLEYİN.

6)ELDİVEN GİYEREK TEMİZLEDİĞİNİZ ALANDA KULLANDIĞINIZ KAĞIT HAVLULARI HEMEN BİR POŞETİN İÇİNE KOYUP İŞARETLEYİN.

7)KORUYUCU ELBİSENİZE DÖKÜLEN KEMO VE SİLMEK İÇİN KULLANDIĞINIZ BEZ BUNLAR FARKLI ÇAMAŞIR MAKİNALARINDA SICAK SUDA YIKANMALIDIR.

8)EĞER KEMO MOBİLYAYA DÖKÜLMÜŞSE, DÖKÜLDÜĞÜ ALANI SABUNLU SUYLA KEMO GEÇİRMEZ ELDİVENLE İYİCE OVALAYIN TEMİZLEYİN.

9)HASTALAR VE SAĞLIK GÖREVLİLERİ KUSMA GÖRÜLEBİLİR 48 SAAT İÇİNDE EN İYİ EL YIKAMA TEKNİĞİYLE ELLERİNİ YIKAMALIDIR.


Kemoterapi sadece parayı çöpe atmak'tır.

Bu video'da Dr. Glidden 1994 senesinde onkoloji dergisinde bir rapor yayınlandığını ve bu raporda yetişkin insanlar üzerinde yapılan kemoterapi başarı yüzdesine bakıldığında 12 yıllık araştırma sonucu kemnoterapinin başarısızlık oranının sadece %97 olduğu görülmüş. Yani % 97 başarısızlıkla sonuçlandığı görülmüş  O ZAMAN NEDEN HALA UYGULANIYOR ??? TEK SEBEBİ PARA!!!.

Sinüs enfeksiyonundan dolayı bir doktora giderseniz size bir antibiyotik reçete yazar ve imzalar.Bu reçelediği ilaçtan bir geri dönüş alamaz!.EĞER BU ANTİBİYOTİKTEN AYDA 5.000 TANE İMZALARSA O ZAMAN O DOKTORA İLAÇ ŞİRKETLERİ KONFERANS VEREBİLMESİ İÇİN İMAKAN SUNARLAR!!.FAKAT KEMOTERAPİ İLAÇLARINA BAKARSAK O ZAMAN BU DURUM ÇOK FARKLIDIR!!!.

EĞER DOKTORUNUZ SİZE KEMOTERAPİ İLACI REÇETELERSE BU İLACI İLAÇ ŞİRKETLERİNDEN 5.000 DOLARA SATIN ALIR. SONRA BUNU HASTAYA 20.000 DOLARA SATAR!!!SİGORTA ŞİRKETİ 9000 DOLARINI KARŞILAR, DOKTORDA 4000 DOLAR FARKI CEBE ATAR!!!. KEMOTERAPİ İLAÇLARININ REÇETELENMESİNİN TEK NEDENİ PARADIR. % 97 BAŞARISIZ OLAN BİR İLAÇ HALEN NEDEN REÇETELENİR? ÇALIŞMADIĞI İŞE YARAMADIĞI ARTIK BELLİ!!! 

MESELA BİR ARABA FABRİKASI DÜŞÜNÜN, YAPTIĞI ARABALARIN %97 Sİ PATLASIN PARÇALANSIN HALA OTOMOBİL İŞİNDE VAR OLABİLİR Mİ? HAYIR OLAMAZ!!

BU BUZDAĞININ KONTROL MEKANİZMASININ SADECE UCUNDA GÖZÜKEN KISMI! . BİR KİTAP YAZDIM KANSER HASTALARININ DOKTORLARINA 10 TANE SORU SORMALARINI İSTİYORUM SADECE 10 SORU!!.

BİZ AMERİKA OLARAK KANSER LE SAVAŞI KAYBETTİK, KAYBETTİK NEDEN Mİ ? KANSER BÜTÜNCÜL BAKILMASI GEREKEN BİR FENOMENDİR. KANSER OLAN BÖLGEYE BAKIP ONU KÜÇÜLTMEYE ÇALIŞMANIZ SAÇMALIK'TIR. BU MEDİKAL DOKTORLAR RENK KÖRÜNE BENZERLER, BİR GEMİYE BAKARLAR ONU YA SİYAH YADA BEYAZ ALGILARLAR.

SİZ ZANNEDİYORMUSUNUZ Kİ PARALAR KANSER ARAŞTIRMALARINA GİDİYOR!!! İŞE YARAMAYAN CERRAHİ MÜDAHALELER VE İLAÇLARA GİDİYOR Kİ!!! BUNLARDA İŞE YARAMIYOR!!!!.

NEDEN KADINLAR SELENYUMDAN BAHSETMİYORLAR!!!. EĞER BU ÜLKEDE KADINLAR PANKARTLAR AÇIP MEME KANSERİNDEN %80 KORUNABİLİRİZ SADECE GÜNDE 2GR SELENYUM ALARAK DESE 1 JENERASYONU % 80 ORANINDA MEME KANSERİNDEN KORUYABİLİRİZ.BUNU NEDEN YAPMIYORUZ ??

AMERİKA KAR ÜZERİNE YANİ KAZANÇ ÜZERİNE KURULMUŞ BİR ÜLKEDİR. VE BU ÜLKEDE YAŞAYANLARIN GÖZÜ KÖR OLMUŞ VE BU GERÇEĞİ GÖREMİYORLAR HALA. 


Not: Dr Peter Glidden Holistik bütüncül yaklaşmamız gerekir derken aslında Dr. Young ın işaret ettiği pH e yani beden sıvısına dikkat çekiyor ama o burda gösterilmiyor ama izlediğinizde konuya hakim seniz ne demek istediğini anlıyorsunuz. Dr Peter Glidden bahsettiği % 97 başarısılık yani başarı oranı sadece % 2.3 buda amerikadaki veriler. Unutmayın türkiyede böyle bir istatistik hiç tutulmuyor bile!!!. Vücut pH ınızı karbonatla yükseltir .. D Vitamini alırsanız kanser olma riskinizi çok ciddi oranda küçültürsünüz. .. Kadınlar eğer GÜNDE 2 GR SELENYUM ALIRLARSA BU ORAN % 80 ORANINDA AZALACAK'TIR. TABİ HEM KARBONAT, HEM SELENYUM , HEM VİTAMİN D ALINIRSA BU ORAN ÇOK DÜŞÜCEKTİR.

Not 2: Dr Peter Glidden bahsettiği %97 başarısızlık raporunun bir benzerini burda okuyabilirsiniz. Burası medikal kütüphane bütün doktorlar buradan araştırmalarını yapıyorlar.


Kanser Ölüme Sebeb Olmaz!!! BU YAZIYI MUHAKKAK OKUYUN!

Bu çok ÖNEMLİ DİKKAT! - VİTAMİN D

Andreas Moritz BU VİDEODA bedenin nasıl kendisini tedavi ettğini anlatıyor. Bu ne yazıkki hep gözden kaçırılan bir mevzu. Benim kanserle ilgili okuduğum yığınla yazıda hep Vitamin D eksikliği çıkıyor. Hatta tavsiye verirken bile bunu unutabiliyorum. Andreas Moritz bütün kanser hastalarına bakın hepsinde Vitamin D eksikliği görürsünüz diyor. Benimde yaptığım bütün araştırmalarda hep D Vitamini eksikliğine rasladım. Burda çok pozitif konuşuyor eğer yeterli Vitamin D yani güneş ışığı alırsanız ne grip, ne nezle nede bir hastalığa yakalanmazsınız, yakalansanız bile vücut kendisini kısa sürede onarır. Vücutta tümörler oluşur sonra yine oluştukları gibi yok olurlar. Vücudun bağışıklık sistemi güçlü olduğunda vücut kendisini çabucak tedavi eder. 

Video'dan ayrı olarak görmemezlikten geldiğim bir konu bu!!. Modern yaşam, bilgisayarlar, kapalı odalar, kapalı çalışma alanları, evden çıkıp işe gitme, hep kapalı ortamlarda kalma hepimizde D vitamini eksikliğine sebebiyet veriyor. Bu hep unuttuğumuz bir konu, ben tavsiye verirken bile unutabiliyorum. Bazen vücudumda bir şey eksik ne eksik ne eksik diye düşünürken bu video karşıma çıktı. Seyrederken hem sıkıldım, hem sevindim çünkü başa kaka kaka D Vitamini diyor.

Sosyetik toplumumuzda en ufak bişide gidip ellerimizi yıkarız, halbuki derimizin üstünde derimizi koruyan bakteriler vardır. Bu bakteriler derimizin sağlıklı kalmasını sağlar. Bu bakterileri biz yok ettiğimizde, bağışıklık sistemimiz zayıflar, tenbelleşir.(bu kısımda söylediklerine katıldığımı söyliyemem) Tekrar ilginç bir görüş söylüyor "kanser hücrelerinin vücudumuzda olması bağışıklık sistemini canlı ve aktif halde tutar. Bedenimizde yaşamımız boyunca her zaman kanser hücreleri var'dır (bu sözü çok doğru) Bedenimiz her zaman bu kanser hücrelerine sahip'tir."

Şimdi daha ilginç bir şey söylüyor "Ölen insanlarda yapılan otopsilerin %80 - 85 de bu insanların tümör yada kanserden ölmedikleri görülmüştür. Kanserin kendisi ölüme sebebiyet vermez, kanserden dolayı ölmezsiniz. Tümörler ortaya çıkar ve sonra yok olurlar .. giderler. Eğer ortamı değiştirirse, yediği diyeti düzeltir sağlıklı beslenirse, stresi düşürürse ve GÜNEŞE ÇIKIP D VİTAMİNİ ALIRSA VÜCUT ZATEN KENDİSİNİ TEDAVİ EDER. nEDEN İNSANLAR KIŞ AYLARINDA GRİP NEZLE OLURLAR ÇÜNKÜ VİTAMİN D DÜŞÜK ORANDADIR. NEDEN GRİBE YAKALANIRIZ MİKROPLARDAN DOLAYI HASTA OLMAYIZ. YETERLİ EGZERSİZ, YETERSİZ GIDA VE YETERSİZ D VİTAMİNİNDEN DOLAYI HASTA OLURUZ. AMERİKALILARIN % 85 VİTAMİN D DÜŞÜKLÜĞÜ VARDIR. KANSER HASTALARINA BAKTIĞIMIZDA VİTAMİN D EKSİKLİĞİNE SAHİP OLDUKLARINI GÖRÜRÜZ 2 GÜN ÖNCE BİR ÜNİVERSİTEDE YAPILAN ARAŞTIRMAYA GÖRE (Creighton University School of Medicine) KANSER HASTALARININ % 77 Sİ VİTAMİN D SEVİYESİ NORMAL SEVİYELERDE OLDUĞUNDA KORUNURLAR YANİ KANSER OLMAKTAN KORUNURLAR. EĞER % 77 BAŞARI ŞANSI VARSA DÜŞÜNSENİZE İLAÇ ŞİRKETLERİ İÇİN % 77 LİK BİR KAYIP DEMEK BU!. 

KEMOTERAPİ İLAÇLARININ BAŞARI ORANI % 2.3 TÜR. AVUSTRALYADA BU % 2.1'DİR. RADYO TERAPİNİN BAŞARI ORANI %2.2 CİVARINDADIR. GÜNEŞİN TEDAVİ ETME GÜCÜYLE BU ORAN KARŞILAŞTIRILDIĞINDA ( % 77 ). EĞER YETERLİ D VİTAMİNİ ALIRSANIZ NE NEZLEYE, NE GRİBE NE KANSERE NE DİYABET HASTASI OLMAZSINIZ. BÜTÜN BU HASTALIKLAR DÜŞÜK D VİTAMİNİ SEBEBİYLE OLUŞUR"

NOT: D VİTAMİNİ ASLINDA HER YERDE HAYATİ OLARAK GEÇİYOR. BEDENLERİ ROBOT GİBİ DÜŞÜNÜRSEK VİTAMİN D BİZİM BATARYAMIZDIR. EĞER YETERLİ BATARYASI YOKSA BİR CİHAZ NE OLUR ÖNCE ÇALIŞMA KABİLİYETİ ZAYIFLAR, SONUNDA BATARYA BİTİNCE ÇALIŞMAZ. pH ne kadar önemliyse vitamin D alınmasıda o kadar önemlidir. Bunu Dr.Young da söylüyor ama sık hiç tekrar etmiyor, sanırım çiftliğindeki hastalarına bunu özelikle tavsiye ediyor yada çok denk gelmedik. Kanserle ilgili bütün okuduğum yazılarda hep Vitamin D vurgusu yapılıyordu. Bunu geçen sene bende vurguladım ama sonra başka konulara atlayınca yine aklımdan gitmişti. Bu kış aylarında en azından Solgar Vitamin D3 hapları alınabilir. Yada hava iyi olduğunda öğlen vakti 15 20 dk bile yürüyüş yapılsa güneşte çok sağlıklı olunur. Öğlen yürüyüşlerine önem vermek lazım 25 dk yürüsek mükemmel olur.


Amerikan Tıp Kütüphanesi - Pub Med

Yüksek pH terapisi - İnsan ve fareler üstünde yapılan Her vakkada TÜMÖRLERİN YOK OLDUĞU GÖZLEMLENMİŞ

Kütle spektrometrisi ve izotop la yapılan çalışmalarda potasyum, rubidyum ve özellikle sezyum kanser hücreleri tarafından başarılı bir şekilde alınıyor. Bu alınım A Vitamini ve C Vitaminiyleş çinko ve selenyumla destekleniyor. Sezyum'la hücrelerdeki pH seviyesi 8 e çıkarılıyor. Hücrelerdeki bölünme ve yaşam ömrü kısalıyor. 

Farelerde sezyum ve rubidyum kullanıldığında 2 Hafta içinde tümörlerin küçüldüğü gözlemlenmiş. Bununla birlikte farelerde kanserin yol açtığı hiç bir yan etki gözlemlenmemiş. 30'un üstünde insan test olarak kullanılmış. Her vakkada TÜMÖRLERİN YOK OLDUĞU GÖZLEMLENMİŞ.BUNUNLA BİRLİKTE KANSERDEN KAYNAKLANAN BÜTÜN YAN ETKİLER 12 İLA 36 SAAT ARASINDA YOK OLMUŞ!. KEMOTERAPİ VE MORFİN ALAN HASTALARDA BU SÜRE DAHA UZUN SÜRMÜŞ. pH Terapisiyle gıda alınımına bağlı olarak kanserin tekrar etme riski çok düşük görülmüş.

Not: Bu yazıyı sanırım geçtiğimiz Ocak ayında paylaşmıştım ama şimdi tekrar tercüme ettim. Bu site bütün doktorların kullandığı Amerikan Tıp Kütüphanesi - Pub Med. Bu araştırma 1984'te yapılmış bunuda unutmayın!!!. O zamandan bu zamana çok insan öldü kanserden, bütün bu çalışmalar var ama onlar israrla kemoterapiyle zehirleyip öldürmeyi tercih ediyorlar. Teyzem 1996 da kolon kanserinden vefat etti. Bu bilgileri biliyor olsaydım şuan o yaşar aramızda olurdu.  Ama o zamanlar bu bilgilere ulaşılamıyordu. Ancak ulaşıldığında bile bu olayı kafamda çözmek 4-5 yılımı aldı. Hepiniz benden daha hızlısınızdır :)




26 Şubat 2013 Salı

Bikarbonatı merak edip okumayanlar için !

Kemal Milar Beyin  Kısa ve Öz Bikarbonat Açıklaması

KARBONAT - SODYUM BİKARBONAT


Karbonat ( Sodyum Bikarbonat - İngilizce: Sodium bicarbonate - Kimyasal formülü : NaHCO3 )
Eczanelerde: İngiliz Karbonatı, Solvey Karbonatı, Karbonat, Cep sodası, Garra Karbonat gibi isimlerle satılmaktadır. Eczanelerden almanızı tavsiye ederim. Markette satılanı alsak olmazmı ?Aktardan satın alsak olmazmı ? Bakkal'dan alsak olmaz mı gibilerinden bana soru sormayın. Ben size TEKRAR SÖYLÜYORUM ECZANEDEN ALACAĞINIZ KARBONAT EN GÜVENİLİR OLAN KARBONATTIR!!!.İngiliz Bikarbonatı için tıklayın !

Not 1: Hasta olmamak için her gün 1 çay kaşığı karbonatlı su içebilirsiniz. Eğer grip, nezle gibi rahatsızlıklar olursa günde 3 çay kaşığı karbonatlı su içebilirsiniz. Eğer kanser hastasıysanız Önce gidip dijital pH ölçer alıp idararınızı sabah akşam kontrol edip pH ı 8 in üzerine çıkarmanız gerekir. Buna bağlı olarak karbonat içimi günde 5 - 6 çay kaşığı karbonatlı su içmeniz gerekebilir. 1 çay kaşığı karbonatlı suyu bir miktar içip yatağa yada kanepeye uzanıp 360 derece sağa sola dönerek haraket etmelisiniz . Bu haraketleri yaparken ara ara bardaktaki karbonat tüketilmelidir. Bol sebze ağırlıklı beslenmeye özen göstermelisiniz. Özellikle gün boyu acıktıkça salatalık yemenizi tavsiye ederim. Bütün hastalıkların temelini asidlenmemizden kaynaklanır. Eğer asidik olursanız, kanser dahil pek çok hastalığa yakalanırsınız. Eğer vücudunuzdaki su alkaliyse hasta olmazsınız. Asla kola türü içecekleri tüketmemeniz gerekir. Bu içeceklerin hepsi asidik pH değeri 2,5 'tur. Sizi kimse bu içeceklere karşı uyarmaz. Cips'lerin içinde MSG vardır asla tüketmeyin, aşıların hepsi asidik'tir asla çocuklarınıza yaptırmayın. Yapat tatlandırıcılardan uzak durun asla kullanmayın. Eğer karbonatlı su içtiğinizde ishal olursanız bunu bilinki vücudunuz asitlerden kurtulmaya çalışıyordur. Bu iyi bir göstergedir. asitler atıldığında ishal biter. 

Eğer yüksek Tansiyonunuz varsa yada yaşlıysanız Karbonatlı suyu içtikten sonra Kanape yada yatağa uzanı 10 - 20 dk uzanıp dinlenin. Bazı insanlarda tansiyonda yükselme yaratabilir ama kısa sürer bu. O yüzden TANSİYONUNUZUN YÜKSELMESİNDEN ENDİŞE EDİYORSANIZ UZANIP 10 - 20 DAKİKA DİNLENİN. ARKADAŞIMIN ANNESİ YÜKSEK TANSİYON HASTASIYKEN ŞUANDA YÜKSEK TANSİYON HASTASI DEĞİL! AMA KARBONATLI SU İÇTİKTEN SONRA VÜCUDUNU DİNLİYOR EĞER ÇIKARMIŞ GİBİ HİSSEDERSE YATAĞA UZANIP DİNLENİYOR SONRA KALKIP GÜNLÜK İŞLERİNE DEVAM EDİYOR!. .. http://www.facebook.com/notes/kemal-milar/sodyum-bikarbonatla-tedavi-olan-hastal%C4%B1klar/10151254566247029